Kayıtlar

CAN ÖZÜM'e

 22 Temmuz 2025 Bazı anlar hafızamıza kaydolunur, ama ben o günü kalbime yazdım. Konuşacağımız ne çok şey vardı. Bana anlatacağın ne çok şey. Ne de olsa bende yaşamıştım benzerlerini.  Çare yok!  Nefes tükendi, vade bitti.  Kavuşacağımız güne kadar hasret kalbimde yük şimdi. Baba; Çok sıkıldın mı orada, gözlerin ezberledi mi odanın her köşesini? Zamanın ağırlığını duyup, kaçamayacağından kaçmak için yumdun mu gözlerini? Yinelenen mekanik sesler. Tekrar, tekrar ve tekrar. Neyi özledin, evimizi mi yoksa sıhhatini mi? Baba; Bu kelime muhatabına ulaşmıyor artık. Merdiven basamaklarına boş yere bakıyorum. Gelmiyorsun. Bazı duygular gün geçtikçe yoğunlaşıyor. Kandırıldım zaman her şeyin ilacı olmuyor.  Hasret, tedavisi olmayan hastalık gibi. Bazen sancıyor, bazen ağlatıyor.  Özlüyorum.  Ölüm bizim için ayrılık değil biliyorum. Baba; Ve şimdi tamamlanmak için eksilmeliyiz..  

KALBİMDEN

  "Mücadele hiç bitmeyecek mi? __Hiç! Ölene kadar sürecek mi yani? __Ölene kadar." Gözlerimi kapattığımda ulaşmak istediğim her şey elimin altında. Ama uyandığımda gerçeklerle yüzleşmek buruk bir tat veriyor. Ne yapalım burda yaşamanın çetrefilli olacağını biliyordum buna iman ettim neticede. Olsun varsın hayallerim de, yaşamak istediklerimde öteye kalsın. Varsın ben yorulmak istedikçe bedenim dinlensin. Düşünceler zihnimin duvarlarına çarpsın durmadan. Zorlasınlar fikrimi. Ben eli kolu bağlı oturayım. Ne olmuş yani her şey bitmeyecek mi, her şey en güzeliyle beni sarmayacak mı? Sabır azığım olduktan sonra yol beni niye korkutsun!!

RÜZGAR

  Bir rüzgar olsam.. Tek başına ve özgür! Doğan güneşi ilk ben selamlasam.  Ardından al düşmüş kirazları, boş salıncakları ve umutla uçurulan uçurtmaları sallasam. Uğuldayarak çıksam tepelere. Durmadan masmavi göklere. Hiç yorulmadan, hafif ve özgür. Soluk almadan varsam en zirveye. Sonra bıraksam kendimi, çıglık çığlağa insem yeryüzüne Ardından dolaşsam kırları Çiğdemleri, gelincikleri pıtrakları. Yel deseler adıma rüzgar deseler, sakındırsalar terli çocukları benden. Hiç fırtına olmadan kızmadan sakince essem. Adıma masallar şiirler yazılsa. İnsanlardan dinlesem hikayemi. Bir akşam üzeri Nefes almadan çıksam gökyüzüne.  Özgür. Güçlü. Bir başına, Hep sevdiğim şehri seyretsem...

OLGUN KİMSE

 Dünyaya geldiğimiz ve "ben müslümanım" bilincine vardığımız ân, her vakit hâtırımızda olmalıydı ölüm. Ne yazık ki çoğu kere unuttuk. Müslüman için hastalık kişiyi öldürmez, "NİTEKİM, ÖLDÜREN DE YAŞATAN DA O'dur!" Bizi yoktan var eden, öldükten sonra yeniden diriltecek olan ALLAH'dır. O halde hiçbir musibet, hastalık ve ızdırap müslümanı öldür(e)mez.  Kişiye hastalık isabet ettiğinde, yaşantısında menfi yâhut müspet anlamda bir değişiklik olmaz. Çünkü o, olgundur, her an kapısını çalacak olan ölümü beklemektedir. Kâmil mümin her haliyle aynıdır. Toplum içinde de, nefsi ile yalnız kaldığında da.  Misafirine hazırlık yapmayı seven bir millet olarak, yaşantımızla ölüme hep hazırlıklı olmak gerkir. Büyüklerin dediği gibi: "Misafir gelecek gibi evini, ölüm gelecek gibi kalbini temiz tut." Bu düstûr özbilincimizde kalsın hep.  Her dâim Tevekkül ve sabır yoldaşımız olsun..

ÖĞRETİLEN

Gürültüler içinde sessizlik yemini..  Kefâreti yok!  Ödemem gereken bir borç gibi. Bir adım atsam ardımdan çekiştiriyor. Dinlenemiyorum.  Aynı dili konuştuklarımla yabancı gibiyim. Dinlenmiyorum! Dilim var evet, fakat konuşmaktan âciz.  Susmayı iyi bilirim. Öğrendim. Karanlıktan korkmamayı, Oturup somurtmamayı, Felç inmiş insanların arasında canlı kalmayı, hareketli olmayı, durmadan koşmayı durunca yorulmayı. Öğrendim. Hepsini. Unutmadan ekleyeyim; unutmayı da öğrendim.

LEYLÂ!

Nerede bıraktım kendimi? Gülen gözleri mi, taşkın coşkumu, çocuksu düşleri mi? Ne vakit unuttum, ne vakit kapattım kalbi mi? Gecenin karanlığı üzerine çökmüş, leylim yâhut leylâ! Mecnun'u nâkıs bırakan senmişsin meğer leylâ! Bilenler der ki; Güzel değilmişsin, ama avaredir, sarhoştur görmez gözü senden başka! Ben nerdeyim, kimleyim kimim ben? Acıma şahittir gözyaşlarım. Onlar da yok halbuki şimdi. Ne kaldı bende kamburumdan başka. Sitem etmem hakkım yok bilirim, susar gönül, kanar yaram, dolaşır birbirine kelamlar bundan sonra! Tükettim işte, bitti! Nasıl getireyim az önceyi? Herşeyi sen yaptın leylim! Dur artık savurma, mahvetme ne olur, Bak kalmadı ardında bir sevenin, bir mecnunun LEYLÂ!

ASLINDA HERKES BİRAZ YALANCIDIR

  Sahiden radikal bir cümle doğru. Ama doğruluk payı da var, hergün söylediğimiz günlük hayattaki konuşmalarımızda çokça kullandığımız gibi. __"Nasılsın?" __"İyiyim." "İyiyim" sahiden öyle mi, gerçekten iyi misin? Basit bir yalan işte. İçinde biriktirdiklerin, kalp sancıların ve kırılmışlıkların ne olacak? Her duygu her insana açılmaz! Doğru fakat sen, seni kırmış olana da "iyiyim" diyorsun. En büyük haksızlık bu yaptığın. Hani diyor ya şair: "Oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok." Kalbinde bir dili var, söylediklerimizle nasıl da küstürüyoruz onu çoğu zaman. Bazen hiç anlamıyoruz bile yaptığımızı. Basit anlamda yalancıyız işte. Gün içinde kaç defa kötü olduğun halde İyiyim diyecek, Zoraki gülümseyecek, Mutsuzken mutlu edeceksin? Bu maskeleri bırak artık! Peki ya sen, bugün NASILSIN?

MÜCADELE

  "Son gayretiyle çabaladı,artık gücü tükenmişti. Fiziksel değişimini tamamlaması için bu son çaba şarttı. Uçsuz bucaksız ovalara, renk renk çiçeklere ulaşmanın tek yolu, bu kozadan sıyrılmaktı. Denedi. Ve kozadan başını çıkartmayı başardı; fakat dışarısı çok ama çok soğuktu, üstelik heryer yemyeşil olmalıyken, beyaz renge boyanmıştı. Şaşırdı, bocaladı henüz anlayamamıştı; Ne yazık ki kelebek kozasından, kış mevsiminde çıkmıştı!" Bu hikayede büyük çabalarla, uykusuzluklarla hedefi için çalışıp; zamanı gelmeden sonuca ulaşan bir kelebeğin hüznü var.. Günümüzde hepimizin başına en azından bir defa gelmiştir çabalarımızın sonuçsuz kalması, yahut hiç gerek kalmadığında gerçekleşmesi.. Üstelik hepimiz bir kelebek kadar zayıf yaratılmadık. Fakat azmimiz onunki kadar bile değil. Doğada herşey mücadele içindedir: Kuş iseniz uçmayı öğrenene kadar uçmaktan bihaber olursunuz. Vahşi kedilerin arasında bir ceylansanız, korkmadan bir yudum su içemez, hep tetikte olursunuz. Balık ol...

BİR TAKIM ŞEYLER

  Bu yazı; zihnimde harflerin oradan oraya sürüklenip, bir türlü şekillenemediği ve kelimelerimin yeni konuşmaya başlayan bir bebeğin haznesi kadar nâkıs kaldığı bir yazı. Şaşırtıcı doğrusu. İnsanın en iyi bildiğini zannettiği yeteneklerini, aslında bir anda hiç bilmiyormuş gibi olması.. Zaten insan neyi tam olarak bilmiş ki? En başta "insan" olmayı becerememiş, insanlığını yitirmiş, etten ve kemikten fakat sanki hırs ve tâmahtan şekillenmiş bir canlı. "Ne alâka şimdi?" diyebilirsiniz. Birbirine en çok zarar veren başka bir canlı gördünüz mü peki? En temel çatışmalardan biri; ikili ilişkilerde sinirlendiğimiz zaman, "adeta bir dört ayaklının toynaklarıyla papatyaları çiğneyip geçmesine" benziyor. Ne dört ayaklı farkında ardında ki tahribatın, ne de papatya anlatabiliyor acısını.. Bu benzetme de kimi zaman duyarsız bir toynaklı oluyoruz, çoğu zaman ise papatya.. Üstelik insan bu zararı bir avuç et olan "Dil" ile yapıyor. Büyüklerin çok s...

BAZEN AŞK

 Bazen aşk; uzağındayken yanında hissedebilmektir. Bazen aşk; uzun bir bekleyişten ibarettir. Kimi zaman aşk; titremektir, yangınlarda yanarken. Bazen aşk; susmaktır, kalbin dolup taşsa da kelimelerle. Nadiren aşk; kalbi istemektir sadece, yanlızca kalbi istemektir. Kalpte olmaktır mesafelere rağmen. Ama en çok aşk; kırılıp bin parçaya bölünmek, acıyı dost edinmek ve kederle yoğurulmaktır. Sahipsiz aşk;  muhatabından habersiz onu düşlemektir. Kimine göre aşk; kavuşmaktır, sevdiğine sarılmak gözlerinde kaybolmaktır. Bana göre aşk; Yaratana tabii olmak, kalbini O'na rabtetmektir. Ve bana göre aşk; Ah içinde kavrulmak, Aşk'ı yaratanda kaybolmaktır...

HAYAT NEDİR?

  Ey Uzak diyarın yolcusu, hayat nedir diye sorsam ne dersin bana? Masum bir çocuğun günahla tanışması belki. Yahut bir bıçağın ekmekten başka herşeyi kesmesi. Ağacı,insanı ve hayalleri.. Ya da hayat; güzel bir haber beklerken, kuşların kanatlarına, rüzgarın uğultusuna yahut bir bebeğin ninnisine  karışıp yok olmasıdır. Bazen hayat; dilenen bir küçüğün tertemiz ellerine konan, kirli maden parçalarıdır. Ne kadar kir ve toz varsa hücum ederler çocuğun üzerine, saldırırlar çalmak isterler masumluğunu. Ama o kirlenmez ki, tertemizdir, çocukluğu üstünde saklı kaldıkça. Bazen hayat tabiâtın başına gelen sonbahardır. Toprak üşür, ağaçlar titrer ve düşürür yapraklarını. Fakat yine de ilkbahar için umudun taze kalmasıdır. Nitekim hayat; hayattır işte tüm acımasızlığıyla,tüm yoksulluğuyla ve bütün karanlıklığıyla. Ve buna rağmen insanın ilkbahar avcısı olmasıdır...

BİR ŞİİR MOLASI

Gecenin ötesinde karanlık. Yıldızlar üşüyüp kaçmış, Bulutlara rüzgar üfürmüş Şafak vaktinden kaçıyor aydınlık. Titremekte alev korkak misali, Gölgeler üstüme geliyor. Hepsi kocaman devler sanki, Birinden kaçsam öteki yakalıyor. Aklımda bildiğim ne varsa, Kalbimde saklı tuttuğum Hepsi, hepsi kanatlandı. Sonra kanatları kanadı. Ne gece kaldı Ne karanlık Aydınlıksa hiç doğmadı!..

BİR ŞİİR MOLASI

  Durur mu sanıyorsun yıllar? Akıp gider ardına bakmadan. Gülün dahi sitemi var Vefasız bülbülün ardından. Kimine hasret, kimine vuslat, Dünya dedikleri zindan. Bazen çile, bazen sürûr Susup kalıyor lisân. Bazen insan, bazen nisyan Unutmakla mâlül zatı Kader denir buna inan Teslim ol da,  bırak âhı...

ÖLMEK AYRILIK DEĞİL

  İnsanlar doğunca neden ağlar, Ya da ölünce ardımızdan neden ağlanır? Değişik bir denklem doğrusu. Matematiği herkeste farklı sonuç verebilir. Nitekim ikinin birden fazla olması gibi genel bir kabûle dayanmaz. Doğunca ağlamanın birçok sebebi olabilir, cigerlere oksijen girmesi sonucu gibi. Ölürken bizim için ağlanmasına gelince, bana kalırsa "Ölüm bir ayrılıktır ve her ayrılık ağlamayı gerektirir" Düşüncesinde olmak, yani öldük ve toprak olucağız, ayrıldık bir daha görüşmek yok. Zannına kapılmak... Çünkü maddeci zihinlerin en büyük yanılgısı budur. Ölünce toprak olmak ve bir daha dirilmemek. O zaman ağlayışlarımız durmaz, acılarımız dinmez ki. Ama aslı öyle değil, rehberimiz olan kitab-ı kadim'de şöyle buyurulmakta; اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى⁠ۜ   ﴿٣٦﴾ “İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanıyor. اَلَمْيَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنٰى⁠ۙ   ﴿٣٧﴾ O; dökülen meniden bir damla su değil miydi?” ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّٰى⁠...

MÂVERA

  Gönlüm yorgun, mâveraya ulaşmak kolay değil, öte.. Bir bilinmez.. ben bilinmeze hayranım. Yol var gidilecek.. Derin bir nefes almak..  Sırtımda dünya.. Menzilim cennet, başka yol yok! Dinlenmek için koşmam gerek.. Günde beş defa görevimi hatırlatan çağrı.. Davet ediyor beni aydınlığa. İslam; Dünyanın zulmetinde bir kandil.. Kimseden ışığını esirgemeyen, ancak körlerin görmek istemediği bir aydınlık.. Yürümek gerek mâveraya.. öteler ötesine.. bulaşmadan zulmete yürümek..

KIYAM ET!

 " Kıyam et! Gelmeden kıyamet.. Önce doğrult kalbini,kurtar iblisin elinden.. Kapat kulaklarını nefsine.. Önce doğrul, doğrulukla doğrul.. Hiç eğrilik kalmasın üzerinde, dök bütün kirleri, hataları. Hadi kalk, kıyam et!.. Bak çağırıyor seni sen kendinden gitmeden, ecel sana gelmeden.. Dimdik dur, eğerek nefsini. Ulaştır sesini Rabbine.. Fısıltıların konuk olsun semâya.. Hadi  kıyam et! Bütün eğriliklerden kurtul, Bütün yanlışlardan sıyrıl.. Kıyam et, kıyamet gelmeden.." Sevgi ve sağlıkla kalın..

YÂR DEMEK İÇİN YARA ALMALISIN

 Gönlüne bir başka gönlün gölgesi düşünce anlarsın.. Anlarsın yaptığın duânın,başka bir "Amin'e" yâr olmasını.. Anlarsın da anlatamazsın halini, zihni nâkıs kalmışlara, kalbi esâm olmuşlara... Yâr demek için yara almalısın önce, yanmalısın yakmadan. Sen incinsende, incitmemelisin sevdayı.. Kalbin parmak ucunda yürümeli, ürkütmeden kelimeleri.. Camdan bir hissin sahibi olmalısın, yüreğin bulansada acılara sabretmelisin. Kırılsada duyguların, kırmamalısın kimseyi...

YORGUNUM

  Yorgunum... Nereden estiğini bilmediğim rüzgar savuruyor beni. Yalpalıyorum... Ha düştüm, ha düşeceğim. Korkuyorum.. Karanlıktan değil; yanlızlıktan. Yoldan değil; yolun sonundan. Sabırla biter mi bu yol, korkuyorum. Umutsuz değilim. Sanki tükendim. Say ki silindim.. Dedim ya umutsuz değilim; sadece yorgunum, hem de çok oldukça çok.. Uyansam bir kabustan uyanırcasına, korkunç bir düşten sıçrarcasına.. Uyansam ve unutsam herşeyi. Yeniden bir rüzgar esiyor. Düşmekten korkuyorum, düşüp kalkamamaktan. Kelimeler bile titriyor elimin altında. Harfler birbirinden kaçıyor sanki.. Bulamıyorum kabusumu anlatacak kelimeyi, lügatim nâçar kalıyor. Yanlış anlaşılmasın umutsuz asla değilim. Yalnızca çok yorgunum. Daha yazmak istese de gönlüm, Kalemim yorgun... Harflerim yorgun.. Ben yorgunum...

ZAMAN

  "Nerelerdesin? Kayıp mı oldun yoksa? Rehberini mi unuttun ya da kaybolmak mı istedin? Zaman geçiyor, dünler çoktan kocadı, yarın ise henüz doğmamış bir gelecek.. Zaman... çok acayip bir olgu. Kitabımız da vakte yemin edildiğini biliyor musun? "Asr'a yemin olsun" Ne kadar kıymetli şu zaman, halbuki biz en çok onu israf ederiz. En çok onu ihmal ederiz. En çok ondan tüketiriz... Halbu ki 24 saat.. Ne muazzam bir zaman dilimi! Düşünsek diyelim ki 25 yaşındayız ve bu yaşımıza kadar 219.150 saat verilmiş bize.. Acaba kaç saati verimli ve anlamlı bir hayat için kullanıldı? Kaç saati uyku da geçti, kaç saati boşa harcandı? Düşünecek çok şey var; zaman ilk başta geliyor. Bir de zamansız gidişler var. Zaman sanki tek kurşunlu bir silah. Kendi ayağımıza sıkmadan kullanılacak bir Olgu.." Kıymetli vakitlerden tasarruf etmek ümidiyle... 

DEĞİŞİM

  İnsan,yaşadığı hayatı inancı beller. Yaşadıği gibi inanır ve onun getirilerine göre davranır. Kendi penceresinden dışarıya sağır olur. Mevsim onun penceresinde yaz mı?.. O zaman hayat hep yaz mevsimidir.Kışa uyanan kimse yoktur. Parmakları soğuktan tutuşanlar da... Kar mı? O sadece yaz yağmurlarını biler. Hani bulutların birbirlerine sarılıp yeryüzüne içlerini döktükleri yagmurları. Bir tırtıl için dünyası kozası kadardır. Ta ki uyanana kadar. Uyandığında tırtıl olarak bildiği her şey değişmistir. Adı bile...Fiziksel değişimi ismini de esir almıştir. Uyanmıştır ama bir daha tırtıl olamayacaktır. Hadi tırtıl için uyanışın adı kelebek oldu. Peki ya insan için? Uyuduğu bu gaflet uykusu onu nereye uyandırır? Uyandığında değişen tek şey suret sahnesinin gercek olan haliyle değiştirilmesi olacak. İnsan aynı insan ruhuyla... Yalnızca gercek güç sahibi karşısında, o çok bildiği kibri yanında olmayacak...