Kayıtlar

BİR TAKIM ŞEYLER

  Bu yazı; zihnimde harflerin oradan oraya sürüklenip, bir türlü şekillenemediği ve kelimelerimin yeni konuşmaya başlayan bir bebeğin haznesi kadar nâkıs kaldığı bir yazı. Şaşırtıcı doğrusu. İnsanın en iyi bildiğini zannettiği yeteneklerini, aslında bir anda hiç bilmiyormuş gibi olması.. Zaten insan neyi tam olarak bilmiş ki? En başta "insan" olmayı becerememiş, insanlığını yitirmiş, etten ve kemikten fakat sanki hırs ve tâmahtan şekillenmiş bir canlı. "Ne alâka şimdi?" diyebilirsiniz. Birbirine en çok zarar veren başka bir canlı gördünüz mü peki? En temel çatışmalardan biri; ikili ilişkilerde sinirlendiğimiz zaman, "adeta bir dört ayaklının toynaklarıyla papatyaları çiğneyip geçmesine" benziyor. Ne dört ayaklı farkında ardında ki tahribatın, ne de papatya anlatabiliyor acısını.. Bu benzetme de kimi zaman duyarsız bir toynaklı oluyoruz, çoğu zaman ise papatya.. Üstelik insan bu zararı bir avuç et olan "Dil" ile yapıyor. Büyüklerin çok s...

BAZEN AŞK

 Bazen aşk; uzağındayken yanında hissedebilmektir. Bazen aşk; uzun bir bekleyişten ibarettir. Kimi zaman aşk; titremektir, yangınlarda yanarken. Bazen aşk; susmaktır, kalbin dolup taşsa da kelimelerle. Nadiren aşk; kalbi istemektir sadece, yanlızca kalbi istemektir. Kalpte olmaktır mesafelere rağmen. Ama en çok aşk; kırılıp bin parçaya bölünmek, acıyı dost edinmek ve kederle yoğurulmaktır. Sahipsiz aşk;  muhatabından habersiz onu düşlemektir. Kimine göre aşk; kavuşmaktır, sevdiğine sarılmak gözlerinde kaybolmaktır. Bana göre aşk; Yaratana tabii olmak, kalbini O'na rabtetmektir. Ve bana göre aşk; Ah içinde kavrulmak, Aşk'ı yaratanda kaybolmaktır...

HAYAT NEDİR?

  Ey Uzak diyarın yolcusu, hayat nedir diye sorsam ne dersin bana? Masum bir çocuğun günahla tanışması belki. Yahut bir bıçağın ekmekten başka herşeyi kesmesi. Ağacı,insanı ve hayalleri.. Ya da hayat; güzel bir haber beklerken, kuşların kanatlarına, rüzgarın uğultusuna yahut bir bebeğin ninnisine  karışıp yok olmasıdır. Bazen hayat; dilenen bir küçüğün tertemiz ellerine konan, kirli maden parçalarıdır. Ne kadar kir ve toz varsa hücum ederler çocuğun üzerine, saldırırlar çalmak isterler masumluğunu. Ama o kirlenmez ki, tertemizdir, çocukluğu üstünde saklı kaldıkça. Bazen hayat tabiâtın başına gelen sonbahardır. Toprak üşür, ağaçlar titrer ve düşürür yapraklarını. Fakat yine de ilkbahar için umudun taze kalmasıdır. Nitekim hayat; hayattır işte tüm acımasızlığıyla,tüm yoksulluğuyla ve bütün karanlıklığıyla. Ve buna rağmen insanın ilkbahar avcısı olmasıdır...

BİR ŞİİR MOLASI

Gecenin ötesinde karanlık. Yıldızlar üşüyüp kaçmış, Bulutlara rüzgar üfürmüş Şafak vaktinden kaçıyor aydınlık. Titremekte alev korkak misali, Gölgeler üstüme geliyor. Hepsi kocaman devler sanki, Birinden kaçsam öteki yakalıyor. Aklımda bildiğim ne varsa, Kalbimde saklı tuttuğum Hepsi, hepsi kanatlandı. Sonra kanatları kanadı. Ne gece kaldı Ne karanlık Aydınlıksa hiç doğmadı!..

BİR ŞİİR MOLASI

  Durur mu sanıyorsun yıllar? Akıp gider ardına bakmadan. Gülün dahi sitemi var Vefasız bülbülün ardından. Kimine hasret, kimine vuslat, Dünya dedikleri zindan. Bazen çile, bazen sürûr Susup kalıyor lisân. Bazen insan, bazen nisyan Unutmakla mâlül zatı Kader denir buna inan Teslim ol da,  bırak âhı...

ÖLMEK AYRILIK DEĞİL

  İnsanlar doğunca neden ağlar, Ya da ölünce ardımızdan neden ağlanır? Değişik bir denklem doğrusu. Matematiği herkeste farklı sonuç verebilir. Nitekim ikinin birden fazla olması gibi genel bir kabûle dayanmaz. Doğunca ağlamanın birçok sebebi olabilir, cigerlere oksijen girmesi sonucu gibi. Ölürken bizim için ağlanmasına gelince, bana kalırsa "Ölüm bir ayrılıktır ve her ayrılık ağlamayı gerektirir" Düşüncesinde olmak, yani öldük ve toprak olucağız, ayrıldık bir daha görüşmek yok. Zannına kapılmak... Çünkü maddeci zihinlerin en büyük yanılgısı budur. Ölünce toprak olmak ve bir daha dirilmemek. O zaman ağlayışlarımız durmaz, acılarımız dinmez ki. Ama aslı öyle değil, rehberimiz olan kitab-ı kadim'de şöyle buyurulmakta; اَيَحْسَبُ الْاِنْسَانُ اَنْ يُتْرَكَ سُدًى⁠ۜ   ﴿٣٦﴾ “İnsan, kendisinin başı boş bırakılacağını mı sanıyor. اَلَمْيَكُ نُطْفَةً مِنْ مَنِيٍّ يُمْنٰى⁠ۙ   ﴿٣٧﴾ O; dökülen meniden bir damla su değil miydi?” ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوّٰى⁠...

MÂVERA

  Gönlüm yorgun, mâveraya ulaşmak kolay değil, öte.. Bir bilinmez.. ben bilinmeze hayranım. Yol var gidilecek.. Derin bir nefes almak..  Sırtımda dünya.. Menzilim cennet, başka yol yok! Dinlenmek için koşmam gerek.. Günde beş defa görevimi hatırlatan çağrı.. Davet ediyor beni aydınlığa. İslam; Dünyanın zulmetinde bir kandil.. Kimseden ışığını esirgemeyen, ancak körlerin görmek istemediği bir aydınlık.. Yürümek gerek mâveraya.. öteler ötesine.. bulaşmadan zulmete yürümek..